Prof. Dr. Tunç Alp KALYON
1960’lı, 70’li yıllarda özgürlük simgesi haline gelen hippi’leri konu alan ünlü “Hair “ müzikalinin ana teması “Let the sunshine in” şarkısı “Bırak Güneş ışığı içeri girsin”diyordu. Çağımızın getirdiği acımasız rekabet ortamında, günlük çalışma ve uğraşlar uğruna zamanımızın çoğunu kapalı mekanlarda geçirmeye başladığımızdan, bu şarkının sözleri daha bir anlam kazanmaya başladı. Bizler dört duvar arasında sıkışıp kalırken çocuklarımız da açık havada oynanan oyunları unuttular, TV ya da bilgisayar ekranlarının karşısından ayrılmaz oldular. Eskiden cıvıl cıvıl çocuk seslerinin geldiği sokaklarda artık yalnızca araba homurtuları ve korna sesleri var. Bu durumun bize nelere m l olduğunu düşündünüz mü hiç? Geçmek bilmeyen sırt ağrıları, uyku düzensizlikleri, sürekli gerginlik ve kaygılanma, baş ağrısı, isteksizlik ve hepsinden önemlisi sürekli yorgunluk, bitkinlik hali. Sabah işe ya da okula başlarken dahi kendini yorgun ve uykusuz hisseden insanın ne denli verimli olabileceği tartışmalı kuşkusuz..Çağdaş teknolojinin getirdiği olanakları ve konforu hızla kullanan ve tüketen insanoğlu, bir noktadan sonra bunun olumsuz yansımalarıyla karşı karşıya gelmiş durumda.

İşte bu koşullardan dolayı, son yıllarda üzerinde giderek daha çok durulan ve önemi vurgulanan bir klinik tablodan bahsediliyor : “Günışığı Eksikliği Rahatsızlığı “. Bu rahatsızlık gün boyu kapalı mekanlarda çalışıp yeterli günışığı alamayan kişilerde ortaya çıkmakta ve zamanında önlem alınmadığı takdirde, kronik bir hal almaktadır. Özellikle gündüzlerin kısaldığı kış mevsiminde daha çok önem kazanan bu eksiklik, melatonin ve serotonin hormonlarının düzensiz salınımıyla ilgili olduğu kadar beynimize gelen ışık uyarılarının azalmasıyla da bağlantılı. Bazı insanlarda çok ciddi depresyon bulgularıyla seyreden ve “Mevsimsel Afektif Bozukluk” olarak bilinen bu rahatsızlığın tedavisinde günlük ışık – terapi seansları uygulanmakta ve hastalar bu tedaviden çok yarar görmektedirler.Günışığı eksikliği ile ilgili ciddi çalışmaları olan Dr. Mercola’nın açıklamalarına göre, günde en az bir saat güneş ışığına çıkmamız gerektiği halde, pek çoğumuz buna uymuyoruz. Çalıştığımız ortamda bol pencere olsa dahi güneşin ültraviyole ışınlarının önemli bir kısmı pencere camından geçemediği için, vücudumuz bu ışınlardan yoksun kalmakta ve zamanla eksiklik belirtileri ortaya çıkmaktadır. Giderek yaygınlaşan, gün boyu renkli gözlük takma alışkanlığı ve güneş kremlerinin aşırı kullanımı, vücudumuza giren ışık miktarının daha da azalmasına neden olmaktadır. Günışığı eksikliğine bağlı olarak ilk önce uyku düzeni bozulmakta, daha sonra bağışıklık sisteminin etkilenmesine bağlı diğer yakınmalar ortaya çıkmaktadır. Güneş ışığından yeteri kadar yararlanamayanlarda D vitamini sentezi de azalmaktadır.D vitamini iskelet sistemimiz için gerekli olduğu kadar denge duyumuzun korunmasına da yardım etmektedir. Yeteri kadar D vitamini alınamadığı durumlarda hem kemiklerin kırılganlığı artmakta hem de denge bozukluğuna bağlı düşmeler olmakta, iskelet sistemimiz ciddi boyutlarda zarar görmektedir. O halde, doğanın bize bedava verdiği olanağı kullanıp vücudumuzun yeteri kadar güneş ışığı almasına özen göstermeliyiz. Ancak güneş banyosu yaparken bir noktayı hatırdan çıkarmamak gerekir: Güneş banyosunda aşırıya kaçılırsa, içindeki ultraviyole ışınlarının hücreleri etkilemesi nedeniyle cilt kanseri riski artmaktadır. Nitekim son yıllarda bronzlaşmaya meraklı insanlarda cilt kanseri sıklığı artmıştır. Özellikle beyaz tenli olanlarda, genç yaşlarda sürekli bronz bir tene sahip olmak amacıyla sık sık solarium’a girenlerde bu risk fazladır. Yaşlıların veya kalp, damar, solunum sistemi olanların güneşte fazla kalmaması ve bilhassa ışınların dik geldiği öğlen saatlerinde güneş altında yatmaması gerekir. Buna karşılık, sıkıntı veren ve yaşam kalitemizi bozan pek çok yakınmadan kurtulmak veya korunmak için her gün olanaklar elverdiğince açık havaya ve günışığına çıkmayı ihmal etmemek gerekir. Özellikle tüm zamanını kapalı mekanlarda geçirip açık havayı ve güneş ışığını yalnızca araba camının arkasından görebilenler için bunun bir zorunluluk olduğunu unutmayalım. Günışığından yeterince yararlanabilirsek hem bedensel hem zihinsel sağlığımıza katkıda bulunabiliriz. Cahit Sıtkı Tarancı’nın şiiri başka söze gerek bırakmıyor : Her mihnet kabulüm, yeter ki, Gün eksilmesin penceremden.