Prof. Dr. Tunç Alp KALYON

Vücudun çeşitli yerlerinde, uzun süreli basıya maruz kalma sonucu ortaya çıkan yaralara
“Bası Yaraları “ adı verilir. Yatak Yarası veya Dekübitis Ülserleri olarak da adlandırılan bu yaralar, deri ve derialtı dokularının uzun süreli basınç altında kalmasıyla ortaya çıkar ve deri altı dokusunun nispeten az olduğu kemik çıkıntılarının üzerindeki vücut kısımlarında daha çok görülür. Bası yaraları, yatağa bağımlı hastalarda sık rastlanır ve tedavi masraflarını artırmanın yanı sıra hastanın yaşam kalitesinin bozulmasına, tedavisinin gecikmesine, rehabilitasyonun aksamasına ve hatta ölüme neden olabilir.
Çeşitli araştırmalarda değişik oranlar bildirilmekle beraber, hastanelerde uzun süre yatan hastaların % 9 kadarında, yoğun bakım hastalarının % 11’inde, omurilik yaralanmalı hastaların ise % 20- 40 kadarında bası yarasının geliştiği bildirilmektedir.
Bası yaraları, dikkatli gözlem ve takiple önlenebilir bir komplikasyon olmasına karşın , hastanın primer sorununa odaklanmış tedavi ekibinin gözünden kaçmakta ve ancak ileri evrelerde fark edilebilmekte; bu da tedavide gecikmelere yol açmaktadır.

Bası Yaralarının Nedenleri :
Bası yaralarının gelişmesinde rol oynayan faktörleri iki grup altında toplamak mümkündür:
Birinci grup, iç faktörler olup hastanın kendisiyle ilgilidir. Yetersiz bakım ve beslenme , aşırı zayıflık ya da şişmanlık, kansızlık, diabet gibi kronik sistemik hastalıkların varlığı,idrar- gaita inkontinansı, genel vücut direncinin düşüklüğü gibi faktörler bası yaralarının gelişmesini kolaylaştıran faktörler arasında sayılabilir.
İkinci grup, bası yarasının gelişmesinde asıl etkili olan nedenleri kapsar ve bunların başında “basınç “ faktörü gelir. Vücudun belli bir bölgesinin, uzun süreli basınca maruz kalmasıyla birlikte oradaki kapiller dolaşım bozulmaya başlar ve o bölgeye gelen kan miktarı azalır. Normalde kapiller damarlardaki kan basıncı 32 mmHg dolayında iken, uzun süre aynı pozisyonda kalma sonucunda basınç artmaya başlar. Sağlıklı bir insan bu durumda rahatsızlık hissi duyar ve vücut pozisyonunu değiştirir. Nitekim gece uyurken dahi farkında olmadan vücut pozisyonumuzu belli aralıklarla değiştiririz. Duyu bozukluğu olanlarda veya felçli hastalarda bu sistem aksadığı için , belirli vücut kısımlarında basınç artışı olduğu halde hasta bunun farkına varamaz. Bu artış uzun süre devam ettiği takdirde, deri ve deri altı dokuların hücreleri kansızlık nedeniyle ölmeye başlar, sonuçta bası yarası ortaya çıkar.

Riskli Bölgeler :
Bası yaraları her yerde olabileceği gibi daha çok sakrum , kalçalar ve kalçaların yan tarafındaki kemik çıkıntıları (trokanterler) üzerinde, topuklarda, dizlerde, dirseklerde, sırtta kürek kemiğinin üzerinde, kafa ardında ve omuzlarda görülür. Bunların içinde en çok görülen yerler sakrum ve topuk bölgeleridir. Duyu bozukluğu olan hastalarda daha değişik yerlerde de bası yarası gelişebilmektedir. (Örneğin bir hastamızda uzun süreli dizüstü bilgisayar kullanımı sonucunda uyluk ön yüzlerinde yara geliştiğini gördük ve uyarı listemize dahil ettik). Direk basının yanı sıra, sürtünme, sıkışma, makaslanma veya katlanma gibi zorlayıcı faktörlerin eklenmesiyle de bası yaraları ortaya çıkabilmektedir.

Korunma :
Bası yaralarının tedavisi zor ve zahmetlidir. Bu nedenle korunmaya önem verilmeli ve yara oluşmaması için aşağıda sıralanan tüm önlemler alınmalıdır:
1. En önemli konu basıdan sakınmaktır. Basıncın kaldırılması ve tüm vücut yüzeyine eşit olarak dağıtılması için en etkili yöntem, hastanın belirli aralıklarla yatağında çevrilmesi ve pozisyon verilmesidir. Hastayı yüzüstü, sırtüstü ve yanlara çevirme, bir program dahilinde yapılmalı ve çizelgeye işlenmeli, yatakta pozisyon vermek amacıyla yastıklar kullanılmalıdır.
Pozisyonun korunması, gerek yara oluşumu gerekse spastisite ve kontraktürlerin önlenmesi bakımından da önemlidir. Basınç dağılımını kolaylaştırmak amacıyla havalı yataklar, su yatakları veya pozisyon değiştiren yataklardan yararlanmak mümkün olsa da bunların hiçbiri, hastayı çevirmenin ve uygun pozisyon vermenin yerini almamalıdır.
Tekerlekli iskemlede oturanlarda mutlaka basıncı dağıtan özel minderler kullanılmalı, hastaya her 5- 10 dakikada bir ellerinden destek alarak iskemlede yükselmesi (push- up ) öğretilmelidir.
2. Genel bakımla ilgili olarak bir taraftan hastanın kronik hastalığının tedavisine, diğer taraftan sağlığını olumsuz yönde etkileyebilecek faktörlerin düzeltilmesine önem verilmeli, genel vücut ve cilt temizliğine dikkat edilmelidir. Haftada en az iki kez banyo yaptırılmalı, su sıcaklığı sık sık kontrol edilmelidir. Cildi tahriş etmeyen yumuşak sabunlar kullanılmalı, banyodan sonra nemlendirici kremler sürülmeli, ayak ve tırnak bakımı aksatılmamalı, inkontinanslı hastalarda kirli pedlerin uzun süre kalmamasına dikkat edilmelidir. Giysiler pamuklu, hava geçiren, emici nitelikte olmalı, sentetik kumaşlardan kaçınılmalıdır.
Ortez- protez ve ayakkabı kullanımından sonra cilt mutlaka kontrol edilmelidir.
3. Dengeli beslenme ve yeterli sıvı alımı çok önemlidir. Kalorisi ve protein oranı dengelenmiş, vitamin ve mineral içeriği yeterli bir beslenme düzenine geçilmelidir.
4. Hastanın, cilt sağlığını ve bütünlüğünü koruması için gereken davranışlara psikolojik adaptasyonu sağlanmış olmalı,gerekirse bu amaçla psikolojik destek verilmelidir.
5. Sağlığın devamı ve iyileşme sürecini kısaltmak amacıyla hasta ve yakınlarına, refakatçisine, cilt kontrolu ve cilt bütünlüğünü korumanın önemi anlatılmalıdır.

Tedavi :
Tedavinin ilk aşaması, yara bölgesinin basıdan kurtarılmasıdır. Bası devam ettiği takdirde, yaranın iyileşmesi mümkün değildir. Bu nedenle cildi düzenli kontrol etmek ve yaranın 1. aşaması olan basmakla solmayan bir eritem görülmesi halinde derhal gerekli önlemleri alıp tedaviye başlamak gerekir.
Pansumana yara çevresinin temizlenmesiyle başlanmalı, yara kenarında antiseptik bir solüsyonla bariyer oluşturulmalıdır. Pansumanlarda mutlaka eldiven giyilmeli, yaraya temas pens veya penset yardımıyla olmalıdır. İlk karşılaşılan yara enfekte kabul edilmeli ve kültür alınmalı, sonra da yara serum fizyolojik veya antiseptik bir solüsyonla temizlenmelidir.
Daha sonra, nekrotik alanlar debride edilip oksijen geçişine izin veren ve granülasyonu artıran bir yara bakım ürünü ile kapatılmalıdır. Pansuman değişiminin sıklığına , hastanın ve yaranın durumuna göre karar verilir.
Günümüzde çok çeşitli yara bakım ürünleri vardır. Bunların arasından güvenilir, etkili, kolay kullanımlı ve ekonomik olanını seçmek için pansuman yapanların bilgi ve deneyimleri çok önemlidir.
Modern yara bakım ürünlerinin yanı sıra iyileşmesi geciken yaralarda, iyileşmeyi hızlandırmak amacıyla çeşitli merkezlerde uygulanan aktif kapama sistemleri ve ilgi çekici yöntemler vardır, bunlardan bazıları şunlardır:
Vakum sistemleri, elektrik stimülasyonu, hiperbarik oksijen tedavisi, ozon tedavisi, jet-lavaj irrigasyon sistemi, lazer tedavisi , ışın tedavisi, larva debridmanı (maggot terapi) gibi…
Bu yöntemlerle sonuç alınamayan iyileşmesi gecikmiş yaralarda ise cerrahi yöntemlere başvurulabilir. Cerrahi tedavinin esası cerrahi debridman, kemik çıkıntıların uzaklaştırılması, yara çevresindeki bursa ve kalsifikasyonların çıkarılması, ölü boşlukların doldurulması ve yaranın kalıcı bir fleple kapatılmasıdır.
Post- op dönemde hastaya uygun bir pozisyon vermek ve çevirme programını hazırlamak, ameliyat yerini hazırlamak, derin ven trombozu ve enfeksiyonlara karşı gerekli önlemleri almak , sonra da bir program dahilinde oturma programlarına başlamak gerekir.

Sonuç olarak, bası yaralarını önlemenin tedaviden çok daha kolay ve maliyetinin düşük olduğunu hatırda tutarak, iç ve dış korunma faktörlerinin büyük önem taşıdığını belirtmek uygun olacaktır.