Prof. Dr. Tunç Alp KALYON

Rehabilitasyon, İngilizce kökenli ” rehabilitate ” fiilinden türemiş olup, yeni alışkanlıkların kazandırılması veya yeni bir duruma adaptasyonun sağlanması anlamına gelen bir terimdir.

Ancak günümüzde rehabilitasyon bu dar anlamda çok ötesine geçmiş, çağdaş tıbbın kazandırdığı yeni olanaklar ve sosyal gelişmelerin paralelinde, çok geniş bir kapsama ulaşmıştır. 20. yüzyılda art arda çıkan iki dünya savaşından sonra çok sayıda sakat ve yaralının geride kalması, başta polio olmak üzere sakat bırakıcı bazı salgın hastalıkların ortaya çıkması, buna karşılık gelişen tıpsal olanaklarla yaşam süresinin uzatılmasıyla birlikte kişisel özgürlük ve bağımsızlık fikirlerinin gelişmesiyle birlikte rehabilitasyon tıbbının önemi daha iyi anlaşılmıştır. Özellikle 2. Dünya Savaşından sonra Batı Avrupa ülkelerinde ve ABD’de rehabilitasyon tıbbı konusunda ciddi çalışmalar başlatılmış, kurumlar oluşturulmuştur. 20. yüzyılda tıbbın diğer branşlarında yaşanan çarpıcı gelişmelerin yanı sıra Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon branşının ortaya çıkması ve gelişmesiyle birlikte , rehabilitasyon çalışmaları hız kazanmış; böylece bir taraftan rehabilitasyon hizmetleri yaygınlaşırken diğer taraftan rehabilitasyon tıbbının ilgi alanı giderek artmıştır.

Özellikle 20 yüzyılın ikinci yarısından itibaren rehabilitasyon tıbbı, koruyucu hekimlik ve tedavi hekimliğinin yanı sıra, tıbbın en önemli bölümlerinden biri haline gelmiştir.

Batı dünyasında bu gelişmeler olurken ülkemizde de rehabilitasyon alanında bazı adımlar atılmış ve bağımsız bir tıp branşı haline gelmesi sağlanmıştır.

Sosyal rehabilitasyon kurumlarının ilk örneklerinden biri kabul edilen Darülaceze, İstanbul’da 1896 yılında kurulmuş ve böylece kimsesiz ve bakıma muhtaç insanlar koruma altına alınmıştır. 1929 yılında Dr. Osman Cevdet Çubukçu’nun gayretleri ile İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi bünyesinde bir klinik kurulmuş ve Fiziktedavi bir uzmanlık dalı olarak kabul edilmiştir. Aynı yıllarda Dr. Nüzhet Şakir Dirisu Bursa Askeri Hastanesini Fizik tedavi ve Kaplıca Hastanesi haline getirdi ve böylece bu hastane romatizmal hastalıkların tedavisi ve rehabilitasyonu amacıyla kullanılmaya uygun ilk resmi kurum olma özelliğini kazandı.

1953 yılında A.B.D.’de rehabilitasyon konusundaki eğitimini tamamlayıp yurda dönen GATA Fiziktedavi ve Rehabilitasyon Klniği Direktörü Prof. Dr. Aziz Sevüktekin, Türkiye’deki ilk çağdaş rehabilitasyon çalışmalarını başlattı ve özellikle omurilik yaralı hastaların rehabilitasyonu konusuna ağırlık verdi. 1961 yılında Hacettepe Üniversitesinde ülkemizdeki ilk Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Yüksek Okulu açıldı. 1968 yılında Sağlık Bakanlığına bağlı olarak Ankara Rehabilitasyon Merkezi açıldı. Bundan sonraki yıllarda diğer üniversitelerin de konuya ilgilerinin artması ve Sağlık Bakanlığının çalışmalarını ilerletmesiyle birlikte, başka şehirlerde de rehabilitasyon merkezleri açıldı ve bgünkü duruma gelindi.

Rehabilitasyon, tıbbın gelişmelere en açık grubudur. Rehabilitasyonun amacı sakatlıkları önlemek, sakatlık ve sonuçlarının tedavi ve telafi edilmesini sağlamaktır.

De Lisa ve arkadaşlarına göre Rehabilitasyon, fizyolojik veya anatomik yetersizlikleri veya çevreye uyum sorunu olan kişinin fiziksel, psikolojik, sosyal , mesleki ve eğitsel potansiyelini en üst düzeye çıkarma olarak tanımlanmaktadır.

Dünya Sağlık Örgütü (WHO) , Sakatlık Önleme ve Rehabilitasyon raporunda şu ilkeleri kabul etmiştir:

1. Rehabilitasyon sakatlık ve engelliliğin etkisini, sakat ve ngellilerin çevreye uyumsuzluğunu azaltmayı amaçlayan tüm önlemleri içerir.

2. Rehabilitasyonun amacı sakatları ve engellileri sadece çevreye uyum için eğitmek değil; sosyal entegrasyon için mevcut çevre ile toplumda da düzeltmeler yapmaktır.

3. Sakat ve engelli kişilerin birlikte yaşadıkları aileleri ve toplumlar, rehabilitasyon hizmetlerinin planlanmasında ve yürütülmesinde görev almalıdırlar.

Yine aynı örgüte göre , sağlık fiziksel, ruhsal ve sosyal olarak tam iyilik hali olarak tanımlanmaktadır. Hastalık ise semptom ve bulgularla ortaya çıkan patolojik bir durumdur.

Sağlığın bozulması sonucu oluşan yetersizlikten dolayı herhangi bir bedensel yeteneğin azalması ya da kaybedilmesi sakatlık ( özürlülük ) olarak kabul edilir. Yetersizlik veya özürlülük nedeniyle kişinin yaş, cins , sosyal ve kültürel durumuna göre normal kabul edilen yaşantısını yerine getirememe durumu ise engellilik olarak tanımlanır.

Örneğin diabetli bir hastayı ele alalım. Mesleği garsonluk olan bu hastanın diabetin komplikasyonlarından tromboangitis obliterans nedeniyle alt ekstremite arterleri tıkanmış ve sonuçta bir bacağı diz üstünden ampute edilmiş olsun. Post operatif rehabilitasyon döneminde artık garsonluk yapamayan hasta sosyal yönden sıkıntı ve zorluklar içinde bir çıkar yol arayışı içindedir.

Bu örnekte diabet hastalık, damar sisteminin etkilenmesi tutulma, amputasyon sonucu bacağının kesilmesi sakatlık ( özürlülük), artık garsonluk yapamayışı ise engellilik (handikap) durumudur.

Batı ülkelerinde, sakatlık oranı % 10 dolayında kabul edilmekte, ülkemizdeki ise bu oran % 10 – 12 arasında değerlendirilmektedir. Bu grup içinde görme, işitme, bedensel, öğrenme, konuşma, zihinsel engellilerin yanı sıra kronik hastalık nedeniyle sakatlık ve engellilik durumu olanlar yer almaktadır. Sağlık ve rehabilitasyon hizmetlerinin tam olarak planlanması ve yerine getirilebilmesi için kuşkusuz en önemli koşullardan biri elde güvenilir istatistiklerin olmasıdır. Ancak elimizdeki verilerin bugün için tam ve yeterli olduğunu söylemek mümkün değildir. Sakatlık oranının yüksek olması, beraberinde sağlık harcamalarının da çok fazla artmasına yol açmakta ve ülkelerin genel sağlık bütçesinden ayırdıkları miktarın önemli bir kısmını eritmektedir. Uzun vadede bu açığı kapamanın en sağlam yolu, koruyucu hekimlik uygulamalarına ağırlık vererek , sakatlık oranını azaltmaktan ibarettir.

Ülkemizde 2003 yılı itibariyle 1300 dolayında FTR uzmanı vardır ve eşit dağılım sağlandığında bu sayı yeterli kabul edilebilir. Kuşkusuz , rehabilitasyon çalışmalarının tümünü hekimin tek başına yapabileceğini düşünmek mümkün değildir. Rehabilitasyon bir ekip işidir ve bu ekipte hekimle birlikte yer alması gereken diğer sağlık elemanları da bulunmalıdır. Rehabilitasyon ekibinde bulunması gereken elemanları şu şekilde sayabiliriz:

1. Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon uzmanı hekim,

2. Fizyoterapist

3. Rehabilitasyon hemşiresi

4. Uğraşı terapisti

5. Konuşma terapisti

6. Ortez- protez uzmanı

7. Psikolog

8. Sosyal hizmet uzmanı

9. Meslek danışmanı

10. Diyetisyen

11. Eğitimciler

Bu ekibe, hastaların özel durumları ve ihtiyaçlarına göre, diğer branş hekimleri ve elemanları da eklenebilir. En sık ihtiyaç duyulan branşlar ortopedi, nöroloji, nöroşirürji, iç hastalıkları, geriatri, çocuk hastalıkları, pediatri, üroloji ve plastik cerrahidir.

Rehabilitasyon ekibinin başkanı FTR uzmanı hekimdir. Hastaların hareket sistemi , dolaşım- solunum sistemi ve kognitif sistemle ilgili her türlü sorununu tedavi ve rehabilite etme sorumluluğu hekime aittir. Rehabilitasyon , holistik (bütüncül) ve kapsamlı bir tedavi programı yapılmasını gerektirdiği için ekibi oluşturan elemanlar, takım çalışması gerçekleştirmek durumundadırlar. Takım çalışması, karmaşık sağlık sorunlarının çözümü için en uygun çözüm şeklidir. Bu takımın içinde farklı disiplinlerden olmasına rağmen aynı hedef ve vizyonu paylaşan elemanların bulunması gereklidir.

Rehabilitasyon ekibi, ya mültidisipliner ya da interdisipliner bir yaklaşım tarzını benimsemiş olmalıdır.

Mültidisipliner yaklaşım, daha eski bir yöntem olup, takım elemanlarının her biri, kendi branşıyla ilgili olarak üzerine düşeni yapar ve yalnızca kendi branşıyla ilgili sorunları çözmeye çalışır. Elemanların kendi aralarındaki iletişim ve koordinasyon kısıtlıdır ve herkes kendisiyle ilgili bir tedavi planlaması yapar.

İnterdisipliner yaklaşımda ise , farklı disiplinlerden takım elemanları bir ortak amaç doğrultusunda, aynı hedefe varmaya çalışır. Böylece, kendi branşlarıyla ilgili sorumlulukları yerine getirmenin yanı sıra hasta yararına bir grup çalışması da gerçekleştirilmiş olunur. Özellikle 1970′ li yıllardan sonra popüler olmaya başlayan bu tarz bir takım çalışması, kendi içinde bir sinerji oluşturur ve her bir disiplinin tek başına yapabileceğinden daha çok fayda ortaya çıkmasını sağlar. Takımın her bir üyesi, kendi branşı açısından hastayı değerlendirdikten sonra , birbirleriyle koordine ederek , ortak amaç doğrultusunda plan ve programlar yapılarak, bundan sonraki işlemler belirlenir. Takım toplantılarında idari bir başkan olmakla beraber, tartışmaların lideri, her toplantıda bir başkasına aktarılır ve böylece takım üyelerinin tümüne sorumluluk eşit dağıtılmış olur. Kuşkusuz, bu tarz bir takım çalışmasında en önemli faktör, ekip elemanları arasındaki iletişimdir. İnterdisipliner takım çalışması, hastaya tanı konmasında, hedeflerin saptanmasında ve hasta için yapılacak her türlü işlemin belirlenmesinde önemli bir yaklaşımı şekli olarak kabul edilmektedir. Böylece hastayı bir bütün olarak ele alan ” holistik” tedavi planları ortaya koymanın yanı sıra “hasta merkezli” eğitim ve planlama çalışmaları yapmak mümkün olmakta, bilgi ve becerileri bir araya getirebilen bir rehabilitasyon programı ortaya konabilmektedir. Rehabilitasyon takımının başarısı, takım toplantılarının düzenli ve etkin bir şekilde yapılmasına bağlıdır. Toplantılarda hastanın sorunları esas alınarak tartışmalar yapılmalı, hedefler belirlendikten sonra çözüm yolları tartışılmalıdır.

Rehabilitasyonun temel amacı günlük yaşamda olabildiğince bağımsız olarak, fonksiyonel yetenekleri geliştirmektir. Rehabilitasyonda en önemli hedeflerden biri toplumla bütünleşmedir. Eve dönme ve toplumla bütünleşme, rehabilitasyonun ilgi alanına giren tüm hastalar için son derece önemli bir hedeftir.

DeLisa ve arkadaşlarına göre rehabilitasyon, fizyolojik ya da anatomik yetersizliği ve çevreye uyumsuzluğu olan kişinin fiziksel, ruhsal, toplumsal, mesleki, özel uğraşı ve eğitsel potansiyelini en üst düzeye çıkarma olarak tanımlanmaktadır. Özet olarak rehabilitasyon, kalıcı sakatlıkların sonuçlarını en aza indirmek için düzenlenen bir tedavi sürecidir.

Rehabilitasyon dinamik bir süreç olup, olanaklarından tüm klinik ranşlar yararlanabilmektedir. Bu dinamik süreç sakatlığı önleme, erken tanı, yatan veya ayaktan gelen hastaların kapsamlı bakım süreçlerini içermektedir. Kapsamlı ve interdisipliner bir rehabilitasyon programı kişinin bağımsızlığını artırır, hastanede kalış süresini kısaltır, yaşam kalitesini yükseltir ve işe dönme, toplumla bütünleşme olanaklarını hastaya kazandırır.

Bugün artık rehabilitasyonun kapsamı yalnızca bedensel kayıpları olan hastalar olmaktan çıkmış ve çok çeşitli hastalık ya da özür gruplarını içine alacak sınırlara gelmiştir.

Rehabilitasyonun ilgi alanına giren başlıca gruPpları şu şekilde özetlemek mümkündür :

Beyin ve omurilik yaralı hastaların rehabilitasyonu

Ortopedik rehabilitasyon

Romatizmal Hastalıkların rehabilitasyonu

El rehabilitasyonu

Kardiyo-pulmoner rehabilitasyon

Sportif rehabilitasyon

Kanser rehabilitasyonu

Yanık rehabilitasyonu

Kronik ağrı rehabilitasyonu

Görme- işitme- konuşma rehabilitasyonu

Psikolojik rehabilitasyon

Gebelik rehabilitasyonu

Geriatrik rehabilitasyon

Mültipl skleroz rehabilitasyonu

Pediatrik rehabilitasyon

Yaşam Kalitesi :

Dünya Sağlık Örgütü (WHO)’ya göre sağlık , yalnızca hastalığın bulunmayışı değil ; fiziksel, ruhsal ve sosyal olarak tam iyilik hali olarak tanımlanmaktadır. Yine aynı örgüte göre yaşam kalitesi, bireyin amaçları, beklentileri, standartları ve ilgileri ile ilişkili olarak içinde yaşadığı kültür ve değerler sisteminde , yaşamda bulunduğu yeri algılamasıdır.

Yaşam kalitesi kuramı, kişilerin ihtiyaçlarını kavramsal duruma getirmek, hizmetleri tanımlamak ve yürütülen programları değerlendirmek için bir çerçeve sunmaktır. Aynı zamanda kişilerin temel ihtiyaçlarının ve sosyal beklentilerinin karşılanmasını ve toplumun sunduğu fırsatlardan o kişinin yararlanmasını ifade eder. Kavramın tam olarak çıkış noktası bilinmemekle birlikte, özellikle 2. Dünya savaşı sonrasında Batı toplumlarının ekonomik gelişmeyi sağlama yoluyla yaşam standardını yükseltmeyi amaçlamasına paralel olarak gündeme geldiği ifade edilmektedir. Bu gelişmeler psikolojik doyum, mutluluk gibi kavramları ortaya çıkarmış ve 1980 yılından itibaren WHO’nun, kişinin iyilik halini ve objektif yaşam kalitesini ölçme çabaları başlamıştır.

Bir insanın yaşam kalitesinde kuşkusuz en önemli faktör tam sağlıklı olma ve kendini iyi hissetme halidir. Kronik bir hastalığı ya da sakatlığı olan bir kişinin, örneğin omurilik yaralanmalı bir hastanın yaşam kalitesini etkileyen en önemli tıpsal sorunları şu şekilde sıralayabiliriz:

1. Nörojenik ağrı

2. Bası yarası

3. Spastisite

4. Mesane- barsak fonksiyonları

5. Cinsel fonksiyonlar.

Yaşam kalitesini değerlendirmek amacıyla çeşitli ölçütler kullanılmaktadır. Bunların başlıcaları şunlardır :

1. McMaster Health Index Questionaire (MHIO)

2. Sickness Impact Profile (SIP)

3. Nottingham Health Profile (NHP)

4. Short Form (SF-36)

Bunların içinde en çok kullanılan ve geniş kabul gören SF- 36 formudur. Bu formun başlıca maddeleri Tablo- 1’de görülmektedir.

Tablo-1 : SF – 36 Skalası

FONKSİYONEL DURUM

Fiziksel fonksiyon

Bedensel kısıtlılıklar

Emosyonel kısıtlılıklar

Sosyal kısıtlılıklar

10

4

3

2

İYİLİK HALİ

Zihinsel sağlık

Canlılık (vitalite)

Ağrı

5

4

2

SAĞLIĞIN GENEL

DEĞERLENDİRMESİ

Sağlığın genel algılanması

Sağlıkla ilgili değişiklikler

5

1

T O P L A M

36

Yaygın toplumsal rehabilitasyon :

Bir taraftan Dünya nüfusunun giderek yaşlanması, hasta ve sakat sayısının çoğalmasına neden olurken, diğer taraftan beklentilerin artması ve daha iyi bir yaşam kalitesinin hedeflenmesi, toplumda özürlülerle ilgili yeni organizasyonları zorunlu kılmaktadır. Sakatlarla ilgili tüm sorunların üstesinden gelebilmek yalnızca hekimlerin ve diğer hastane personelinin yapabileceği sınırları çoktan aşmıştır. Çağdaş rehabilitasyon hizmetleri kapsamında, toplumun tüm sektörlerinin sakatlara yönelik hizmetin içinde rol ve sorumluluk alması gerekmektedir. Kuşkusuz devlet sektöründe , bu hizmetlerle ilgili çeşitli kurum ve kuruluşların var olması ve bunların etkin bir şekilde çalışmalarını sürdürmesi çok önemlidir.

Ülkemizde son yıllarda özürlülerle ilgili bazı kamusal kuruluşlar oluşturulmuştur ve bu kuruluşlar, eldeki olanaklar nisbetinde, özürlülerle ilgili düzenlemeler ve iyileştirmeler yapmağa çalışmaktadırlar. Bu kuruluşların en önemlileri şunlardır :

1. Sağlık ve eğitim kurumları: Özel eğitimle ilgili hususlar 573 sayılı kararname ile

Yeniden düzenlenmiştir.

2. Özürlüler İdaresi Başkanlığı: Başbakanlığa bağlıdır. Amacı özürlülere yönelik hizmetlerin düzenli ve verimli bir şekilde yürütülmesini sağlamak, kurumlar arası koordinasyonu gerçekleştirmek , özürlülerle ilgili ulusal politikayı tesbit etmektir.

3. Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu: 572 ve 573 sayılı kararnamelerle yeni maddi kaynaklar yaratılmış ve kapsamları genişletilmiştir.

4. 4. Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Fonu: Aynı kararnamelerle kaynaklar yaratılmış ve hizmetler genişletilmiştir.

Yaygın toplumsal rehabilitasyon kavramı, daha çok büyük şehirlerdeki imkanlardan yararlanamayan , uzak bölgelerdeki ve kırsal kesimdeki hastalara erişmeyi ön plana çıkarmaktadır. Büyük kentlerdeki hastalarda ise ” topluma oryante rehabilitasyon” modelini esas alan uygulamalar geliştirmek daha uygun sayılabilir. Bu modele uyan hizmetler şunlardır:

1. Evde fiziktedavi ve egzersiz uygulamaları

2. Evde ortez- protez uygulamaları

3. İşe ve okula gidiş-geliş eğitimi

4. Yardımcı teknolojinin tanıtımı

5. Yaşanılan mekanda, özürlü ile ilgili tasarım ve değişiklikler.

Bütün bu hizmetlerin yerine getirilebilmesi için etkin ve iyi organize olmuş ekip çalışmaları vazgeçilmez bir zorunluluktur. Ayrıca toplumda her meslek grubunun yaygın toplumsal rehabilitasyona katılım için kendi payına düşenleri yapması gerekmektedir. Özet olarak;

Yaygın toplumsal rehabilitasyonun başlıca prensiplerini şu şekilde sıralamak mümkündür :

1. Sağlık sorunları toplum içinde çözülmeli, yalnız doktor veya hastane sorumluluğu olarak düşünülmemelidir.

2. Fonksiyonların korunması ve kaybolan fonksiyonların yerine getirilmesi esas alınmalıdır.

3. Hasta merkezli planlamalar yapılmalıdır.

4. Hasta ve hastalıkla ilgili sorunların çözümünde , hastanın ailesi ile işbirliği yapılmalıdır.

5. Hastanın sorumluluğu tüm toplumun sorumluluğu olup yönetici, eğitici, mühendis, çevreci gibi çeşitli sektör ve hizmet grupları bu sorumluluğu paylaşmak durumundadır.

Fonksiyonel değerlendirme :

Hasta ve sakat kişilerin yetenek veya kısıtlılıklarının tanımlanması ve değerlendirilmesi için bir takım skalaların kullanılması gerekir. Özellikle günlük yaşam için yapılması zorunlu aktivitelerin (GYA) ne kadarının ve nasıl yapıldığının bilinmesi, hastaların değerlendirilmesi ve gelişimin izlenmesi için zorunludur. İyi bir değerlendirme sistemi amaca uygun, kapsamlı, geçerli, güvenilir, duyarlı ve kolay uygulanabilir olmalıdır. GYA , normal yaşam için gerekli fiziksel fonksiyonları içerir ve bunların ölçülmesiyle özürlülük değerlendirmesi yapılır.

GYA ölçümü, bir kişinin temel günlük yaşamında gerekli aktivitelerini o anda yerine getirebilme durumunu tanımlar. Ayrıca hastanın rehabilitasyon potansiyelinin saptanması veya uygulanan programın sonucunun değerlendirilmesi için de yararlıdır.

GYA değerlendirmeleri için çeşitli skalalar geliştirilmiştir. Özürlülüğü tanımlamak için kullanılan iki önemli skaladan biri Fonksiyonel Bağımlılık Ölçümü, diğeri ise Barthel İndeksidir. (Tablo 2 ve 3).

Tablo -2 : Fonksiyonel Bağımsızlık Ölçümü______________________________________

Kendine Bakım

Yemek yeme

Kendine bakım

Yıkanma

Üst taraf giyinme

Alt taraf giyinme

Tuvalet

Sfinkter kontrolu

Mesane kontrolu

Barsak kontrolu

___________________________________________________________________________

Mobilite

Yatak, sandalye, tekerlekli iskemle

Tuvalet

Banyo, duş

Yer değiştirme

Yürüme/ tekerlekli iskemle

Merdiven inip çıkma

İletişim

Anlama

İfade edebilme

___________________________________________________________________________Sosyal algılama

Sosyal katılım

Problem çözme

Hafıza

___________________________________________________________________________

Tablo-3 : Barthel İndeksi

1. Barsak bakımı :

0: İnkontinans, 5: Bazen kaçırma 10 : Tam kontrol

2. Mesane bakımı :

0: İnkontinans , TAK veya daimi sonda, 5: Bazen kaçırma, 10 : Tam kontrol

___________________________________________________________________________3. Kendine bakım

0: Kişisel bakım için başkasına muhtaç, 5 : Yüzünü yıkar, saçını tarar, dişlerini fırçalar

4. Tuvalet

0: Bağımlı, 5 : Yardıma ihtiyacı vardır, 10 : Bağımsız

___________________________________________________________________________

5. Beslenme

0: Kendi beslenemez, 5 : Kesme, yağ sürme vs. de yardıma ihtiyaç duyar. 10 : Bağımsız

6. Tekerlekli iskemle / Yatak transferleri

0: Yatağa bağımlı, 5; Oturabilir, ancak transfer için yardım gerekir, 10: Transfer için çok az yardım gerekir, 15 : Bağımsız

7. Düzgün zeminde yürüme

10: 45 metreyi yardımla yürüyebilir. Yürüme için gerekli işlemlerde, örneğin ortezleri giyip çıkarmada yardıma gereksinim duyar.

15: Yardımsız olarak 45 metre yürüyebilir. Breys, baston, koltuk değneği kullanabilir.

___________________________________________________________________________

7 (a) .Tekerlekli iskemleyi kullanabilme

5: Hasta yürüyemez ama tekerlekli iskemleyi en az 45 m. kullanabilir.

(Hasta yürüme şıkkından puan alırsa, bu bölümden puan verilmez ).

___________________________________________________________________________

8. Merdiven inip çıkma

0: Yapamaz, 5 : Yardımla, 10 Bağımsız (Baston veya koltuk değneği kullanabilir)

9. Yıkanma

0: Yardıma ihtiyacı vardır, 5; Bağımsızdır

___________________________________________________________________________

10. Giyinme/soyunma

5: Yardımlı , 10 : Yardımsız giyinip soyunabilir; ayakkabılarını bağlayabilir.

___________________________________________________________________________

Skorların değerlendirmesi :

0-20 : Tam bağımlı

21- 61 : İleri derecede bağımlı

62-90 : Orta derecede bağımlı

91-99 : Hafif bağımlı

100 : Tam bağımsız

___________________________________________________________________________

Fonksiyonel Bağımsızlık Ölçümü ve Barthel İndeksi gibi ölçüm yöntemleri , tanısal temele göre değil, özürlülüğü değerlendirmek amacıyla geliştirilmiştir. Bu ölçümlerde, bir yetersizlik nedeniyle çeşitli aktivitelerin yapılmasındaki zorluklar değerlendirilmektedir. Bu nedenle , bu ölçümleri çeşitli tanısı olan hasta ve sakatlarda uygulamak mümkündür.

Örneğin inme rehabilitasyonunda en sık kullanılan GYA ölçeği Barthel İndeksidir.

Beyin hasarında en çok kullanılan ölçek Glaskow Koma Skalasıdır. Akut travmatik beyin hasarında prognozu belirlemede yararlıdır. Travmatik beyin hasarlı hastalarda kullanılan bir diğer ölçüm Glaskow Sonuç Skalasıdır. Ayrıca kognitif bozuklukları değerlendiren ölçümler de kullanılabilir ( Örneğin Rancho Kognitif skalası ).

Spinal kord hasarında , fonksiyonel prognoz omurilik hasarının seviyesi ve hasarın komple veya inkomple oluşuna göre değişir. (Bu konuyla ilgili ayrıntılar için spinal kord yaralanmalarının rehabilitasyonu bölümüne bakınız)

Romatizmal hastalıkların yol açtığı fonksiyonel kayıpların değerlendirilmesinde ise en çok kullanılan ölçeklerden biri Steinbrocker fonksiyonel değerlendirme ölçeği, diğeri ise AIMS ( Arthritis Impact Measurement Scales)’tir. Ayrıca osteoartritli hastalarda kullanılan WOMAC indeksi , Bath Ankilozan Spondilit Metroloji İndeksi gibi ölçütler de kullanılmaktadır.

Rehabilitasyonda Asistif teknoloji :

Son yıllarda biyomedikal mühendisliğinin hızla ilerlemesi ve sakatlar için teknolojinin tüm olanaklarını seferber etmesiyle birlikte ” asistif teknoloji” veya “yardımcı teknoloji ” adıyla bilinen yeni bir teknolojik grup doğmuştur. Bu grup içinde hastaların ve sakatların yeme- içme, tuvalet, oturma ve ambulasyon gibi aktivitelerinin yanı sıra ulaşım, iletişim, çevre kontrol ve bilgisayar kullanımıyla ilgili pek çok yardımcı teknoloji geliştirilmiştir. Böylece, çok ileri düzeyde sakatlığı olanların dahi sakatlık düzeylerinin azaltılması ve engellilik halinin giderilmesi, hastanın olabilecek en üst düzeyde bağımsızlık kazanabilmesi ve dolayısıyla yaşam kalitesinin artırılması gibi hedeflere daha kolay ulaşmak mümkün olabilmektedir. Bu teknolojik gelişmeler ışığında , en ileri düzeyde sakatlığı olan kişilerin daha günlük yaşantılarındaki bağımsızlığını artırabilecek ve yaşam kalitelerini yükseltecek ürünler ortaya konabilmektedir.

Telerehabilitasyon :

Son yıllarda bilgisayar teknolojisinde yaşanan gelişmeler, tüm sektörlerde olduğu gibi sağlık alanında da çarpıcı değişikliklere yol açmıştır. İletişim tekniklerinin de gelişmesiyle birlikte, merkezi yerlerdeki sağlık hizmetlerinin daha uzak yerlere transferi gerçekleşmiş ve böylece ” teletıp” adı verilen yeni bir teknoloji ortaya çıkmıştır. Rehabilitasyon hizmetlerinin bu tip teknolojiler aracılığıyla uzak yerlere taşınmasına ise telerehabilitasyon adı verilmektedir. Bu terim ilk kez 1966 yılında kullanılmış olup başlıca üç önemli öğesi vardır :

1. Elektronik sistemler aracılığıyla terapistlerin, hastaların ve aile üyelerinin sürekli eğitilmesi,

2. Taburcu olduktan sonraki dönemde rehabilitasyon hizmetlerinin devamı ve gelişimi,

3. Gerekli terapötik girişimlerin uzak mesafelerden yapılabilmesi..

Kuşkusuz, rehabilitasyonda asıl amaç; hastalara gerekli tıbbi bakımın ve günlük yaşantı aktiviteleriyle ilgili eğitimin birinci elden, hastanede kalınan süre içinde verilebilmesidir. Ancak tedavi maliyetlerinin giderek artması ve sağlık sistemlerinin özelleşmesi nedeniyle hastanede yatış süreleri giderek kısalmakta ve rehabilitasyon ç alışmalarının önemli bir kısmı hastanelerden uzakta yapılabilmektedir. Telerehabilitasyon , uzak bölgelerde oturan hastaların rehabilitasyon hizmetlerinden yararlanmalarına imkan tanır ve maliyetlerin düşmesinde önemli rol oynar. Özellikle yararlı olduğu konulardan bazıları şunlardır :

Bası yaralarını takip ve tedavi etmek, tekerlekli iskemle ile ilgili sorunları gidermek, asistif teknoloji olanaklarını iletmek, ev içinde günlük yaşantı ile ilgili gerekli değişiklikleri yapmak, hastaların iletişim araçlarından daha çok yararlanmasını sağlamak, bilgisayar kullanımını teşvik etmek ve ihtiyaç duyulan branşlarda uzak mesafelerden konsültasyon hizmeti almak..

ÖZET

Günümüzde rehabilitasyon , çağdaş tıbbın kazandırdığı yeni olanaklar ve sosyal gelişmelerin paralelinde, çok geniş bir kapsama ulaşmıştır Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon branşının ortaya çıkması ve gelişmesiyle birlikte , rehabilitasyon çalışmaları hız kazanmış; böylece bir taraftan rehabilitasyon hizmetleri yaygınlaşırken diğer taraftan rehabilitasyon tıbbının ilgi alanı giderek artmıştır .Özellikle 20 yüzyılın ikinci yarısından itibaren rehabilitasyon tıbbı, koruyucu hekimlik ve tedavi hekimliğinin yanı sıra, tıbbın en önemli bölümlerinden biri haline gelmiştir.

Rehabilitasyon, fizyolojik veya anatomik yetersizlikleri veya çevreye uyum sorunu olan kişinin fiziksel, psikolojik, sosyal , mesleki ve eğitsel potansiyelini en üst düzeye çıkarma olarak tanımlanmaktadır.

Dünya Sağlık Örgütü (WHO) , Sakatlık Önleme ve Rehabilitasyon raporunda şu ilkeleri kabul etmiştir:

1.Rehabilitasyon sakatlık ve engelliliğin etkisini, sakat ve engellilerin çevreye uyumsuzluğunu azaltmayı amaçlayan tüm önlemleri içerir.

2. Rehabilitasyonun amacı sakatları ve engellileri sadece çevreye uyum için eğitmek değil; sosyal entegrasyon için mevcut çevre ile toplumda da düzeltmeler yapmaktır.

3. Sakat ve engelli kişilerin birlikte yaşadıkları aileleri ve toplumlar, rehabilitasyon hizmetlerinin planlanmasında ve yürütülmesinde görev almalıdırlar.

Çağdaş rehabilitasyon hizmetleri kapsamında, toplumun tüm sektörlerinin sakatlara yönelik hizmetin içinde rol ve sorumluluk alması gerekmektedir. Kuşkusuz devlet sektöründe , bu hizmetlerle ilgili çeşitli kurum ve kuruluşların var olması ve bunların etkin bir şekilde çalışmalarını sürdürmesi çok önemlidir.Bu amaçla yaygın toplumsal rehabilitasyon veya toplumsal tabanlı rehabilitasyon kavramları geliştirilmiş, bununla ilgili kurumlar oluşturulmuş ve toplumda her kesim ve sektörün rehabilitasyon hizmetlerine katkısı sağlanmıştır.

KAYNAKLAR

1. Arpacıoğlu O., Özcan O.- Omurilik Yaralanmaları Rehabilitasyonu. GATA Basımevi, Ankara, 1997,

2. Çetinyalçın İ., Oğuz H.- Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon: Anlamı, Amacı, Dünü, Bugünü, Yarını. Tıbbi Rehabilitasyon. Ed: H. Oğuz. Nobel Tıp. Ankara, 1995,

S: 1-16.

3. DeLisa, JA, Martin GM, Cirrie DM.- Rehabilitation Medicine : Past, Present, and

Future. Rehabilitation Medicine. Principles and Practise. Edited by J.A. Delisa.

J.B. Lippincott. Philadelphia., 1988, pp: 3- 32.

4. Smits SJ, Falconer JA, Herrin J, et. Al.- Patient-focused Rehabilitation Team

Cohesiveness in Veterans Administration Hospitals. Arch Phys Med Rehabil. 84: 1332- 1338, 2003.

5. The World Health Organization Quality of Life Group. ” What Quality of Life” .

World Health Forum. 17: 354-6, 1996.

6. Peker F. Yaşam Kalitesi ve Romatizmal Hastalıklar. Seminer. Yön : T.A. Kalyon.

GATA FTR AD. 2003.

7. Kayhan Ö.- Yaygın Toplumsal Rehabilitasyon. Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon. Ed: M. Beyazova, Y.G. Kutsal. Güneş Kitabevi, Ankara, 2000, S: 73- 79.

8. Peker Ö.- Fonksiyonel Değerlendirme. Fiziksel tıp ve Rehabilitasyon.

Ed: M. Beyazova, Y.G. Kutsal. Güneş Kitabevi, Ankara, 2000 S. 642- 656.

9. Kalyon TA.- Telerehabilitasyon. Fiziksel Tıp. 2 : 53-58, 1999.